nathaliekelley.sitemynet.com
home hızlı ve öfkeli serisi iletişim resimler (farklı) resimler

resimler (farklı)

tokyofan.sitemynet.com

tokyofan.sitemynet.com

lucas-nathalie.jpg

tokyofan.sitemynet.com

tokyofan.sitemynet.com

Hızlı ve Öfkeli: Tokyo Yarışı Hızlı ve Öfkeli: Tokyo Yarışı'nda heyecan verici yarış sahnelerinde iyi görünüm sağlamak için yaklaşık 25 araba kesilip biçildi. Oyuncular Japonca kursu aldı.



hızlı arabaların dünyasına üçüncü kez geri dönmeyi tasarlayan'The Fast and the Furious: Tokyo Drift'in yapımcıları, öncelikle bu seriyi diğer yarış filmlerinden farklılaştırıp özgün kılan en önemli özelliğini akıldan hiç çıkartmadılar. “The Fast and the Furious” filmlerinde büyük kent varoşlarında yaşayan toplum dışı kalmış gençlerin fantastik arabalar dünyasının içine çekilişi, bu arabaların onlar için çivisi çıkmış bir dünyada kontrolü kaybetmeyi simgelediği anlatılıyordu.

Popüler serinin üçüncü bölümünü hayata geçirmeye karar veren başarılı yapımcı Neal H. Moritz için hayati önem taşıyan konu, “The Fast and the Furious” serisine temel olan araba yarışçılarının özel hayatıyla yüksek tempolu aksiyon unsurlarının kombinasyonunu sağlamaktı. Tokyo’da, artık eski katı kuralların var olmadığı seksi karşıt kültür ortamında geçen yeni öykünün en iyi şekilde anlatılması için nabız atışlarını hızlandırıcı aksiyonu sağlayabilecek genç ve dinamik bir yönetmene ihtiyaç vardı. Moritz’in kafasındaki isim ise Justin Lin’den başkası değildi.

Drift yarışları
Bu projeye başlarken herşeyden önce drift sporunun gerçeklerine ve bu sporun ardındaki ruha sadık kalması gerektiğinin farkında olduğunu söyleyen yönetmen Justin Lin, drift yarışlarının özellikleri konusunda şu bilgiyi veriyor:

“Drift yarışlarının kökeninde Japonya’nın dağlık bölgelerinde yaşayan orta sınıf gençlerinin rüzgarlı yollarda yaptığı tehlikeli mücadeleler vardır. Patikayı çağrıştıran dağ yollarını aşabilmek için en hızlı yöntemleri denemek ve bulmak zorundadırlar. Olaya görsel açıdan bakacak olursak, drift yarışlarını seyretmenin son derece heyecan verici olduğunu söyleyebilirim.”

Sean Boswell rolünde Lucas Black
“The Fast and the Furious” serisinin ilk iki bölümünün başrollerinde oynayan Paul Walker, Tyrese Gibson ve Vin Diesel gibi genç aktörlerin hepsinin kariyerinde bu seri sayesinde büyük patlama olmuştu. Serinin üçüncü filminin başrolü için Hollywood’un genç ve yetenekli aktörlerinden Lucas Black’in ismi gündeme geldi. Daha önce “Friday Night Lights” adlı filmde liseli futbolcu rolüyle yıldızlaşan, “Jarhead” adlı askeri drama filminde aynı başarıyı tekrarlayan Lucas Black, olağanüstü ekran karizması ve doğasında var olan oyunculuk stiliyle yapımcıların gözdesi oldu.

Japonca ve drift kursları
Filmin kadrosunda sadece iki oyuncu (Kitagawa ve Chiba) Japon dilini akıcı şekilde konuşabiliyordu. Ayrıca yeni yeni filizlenen drift fenomeni konusunda çok az oyuncunun bilgisi vardı. Bu durumu gözönünde bulunduran Justin Lin, araştırma ve eğitim konularına ağırlık vermesi gerektiğinin farkındaydı. Genç aktörlerin rollerine hazırlanabilmesi için özel bir kurs dönemi geliştirdi.

Öncelikle yeraltı kültürünün tüm yönleri konusunda ekibinin bilgi sahibi olmasını sağladı. Prodüksiyon ekiplerinin bilgilendirilmesi için Japon asıllı Amerikalı teknik danışman Toshi Hayama’yı görevlendirdi. Ayrıca kendisi de Japon asıllı olduğu için öğrencilerine Japonca derslerini bizzat verdi. Japonca’yı öğretirken Tokyo kentinde kullanılan argoyu öğretmeyi de ihmal etmedi.

Çekimler öncesindeki hazırlık sürecinde tüm oyuncuların en çok keyif aldığı anlar, Japon dilinin nüanslarını öğrendikleri özel kurslar ile her biri en az 50.000 dolar değerindeki arabaların direksiyonuna geçip gaz pedalına bastıkları anlar oldu.

Filmle ilgili drift yarışçılığı eğitimleri ise, Güney Kaliforniya otoyolu üzerinde güvenliği tam sağlanmış kontrollü ortamda verildi. Aktörlere verilen bu eğitimde şu anki ABD Formula Drift Şampiyonu Rhys Millen ile filmin yarış sahnelerinin dublör sürücüsü Tanner Foust görev aldılar. Bu eğitimlerin aktörler açısından en keyifli yanı, sürücü koltuğuna oturma şansı verilmesi oldu.

Drift yarışları nasıl doğdu?
Japonya’nın kırsal kesimindeki dağlar ve kanyonlarda doğan drift sporunu genç sürücüler genellikle gecenin geç saatlerinde yapıyorlardı. Karanlık yollarda sürat yapan Japon gençleri, uçurumların kenarındaki dönemeçleri hızla geçerken arabalarının arka tamponları uçurumun kenarını sıyırıyordu. Drift yarışı tutkunlarının hissettiği endorfin yüklü heyecan kısa sürede sokak yarışları sahnesine taşındı. Ardından Japonya’nın dışına ihraç edilerek Birleşik Amerika ve Avrupa’nın çeşitli ülkelerindeki genç yarış tutkunları arasında filizlenmeye başladı.

Filmin teknik danışmanlığını üstlenen Toshi Hayama, kökenlerinde Japon sokak yarışları kültürünün derin izlerini bulundurduğu için yapımcılara Japon kültürünün çeşitli alanlarıyla ilgili önerilerde bulundu. Araba seçimlerinden sürücülük argosuna ve müziğe kadar her alanda tavsiyeler yaptığını belirten Toshi Hayama, drift yarışlarıyla ilgili şu yorumu yapıyor:

“Arabalara yürekten bağlı bir yarışçıyım. Drift yarışları alanında heyecan verici bir dönemden geçiyoruz. Drift yarışları kültürüyle ilgili herşey sürekli gelişip değişiyor. Drift yarışlarının kökeninde herşeyden önce bir araba vardır. Bu arabanın Japon, Amerikan, Alman spor araba veya dört kapılı olması fark etmez. Önemli olan bu arabayla kuralları sonuna kadar zorlayabilmektir. Arabayı arka lastiklerdeki çekiş gücünü kaybedeceği şekilde yeniden yapılandırırsınız. Sonra da en keskin virajlara bile saatte 100 mil hızla girersiniz. Keskin viraja bu hızla girince lastikler öyle hızlı döner ki, dumanlar fışkırdığı görülür. İnanılmaz bir görüntüdür bu…”

Yarış sahnelerinin çekimi
Prodüksiyon öncesi hazırlıkların tamamlanmasının ardından sıra akılları durdurucu hareketlerin kameraya aktarılmasına geldi. Film yapımcıları bu noktada dünyaca ünlü profesyonel drift yarışçıları Millen, Foust ve Samuel Hubinette’nin yardımına başvurdular. Ayrıca Japon drift yarışçıları Nobushige Kumakubo ve Keichi Tsuchiya’nın da önemli katkısı sağlandı. Tokyo kentinin dışındaki dağlarda yapılan çekimler esnasında direksiyona Tsuchiya oturdu. Başka bir arabanın direksiyonuna da Kumakubo’nun geçmesiyle, iki arabanın uçurum kenarında yanyana yarıştığı sahnelerin koreografisi bu sayede hayata geçirildi.

Sürücüleri hareket halindeyken filme almak, hem yönetmen Justin Lin’in, hem de görüntü yönetmeni Stephen Windon’un beklediğinden çok daha heyecan verici oldu. Bunu başarmak için Porsche Cayenne ve Mini Cooper üzerine monte edilmiş hareketli kamera gibi özel donanımlara başvurdular. Aynı zamanda da Millen, Foust ve Hubinette gibi drift yarışçılarının aynı hareketi aynı keskinlikte defalarca tekrarlayabilme becerisinden yararlandılar.

Arabaların her türlü bakım ve onarımını yapma görevini ise 50 kişilik bir başka ekip üstlendi. Yanmış debriyaj pedallarının göz açıp kapayıncaya kadar değiştirilmesinden başlayarak her türlü bakımı en kısa sürede yapan ekipler, yönetmen Lin ve sürücülerin beklentisini fazlasıyla karşıladı.

Filmde görünen tüm arabaların her türlü bakımının sorumluluğunu üstlenen araba koordinatörü Dennis McCarthy ise, görevini yaparken nasıl bir yaklaşım sergilediğini şöyle anlatıyor: “Arabaları en çapraşık kamera açılarında iyi görünüm verecek duruma getirmemiz gerekiyordu. İzleyici her türlü aksiyonun kendi gözünün önünde olup bittiği duygusunu hissetmeliydi. Bu uğurda yaklaşık 25 arabayı kesip biçtik, 80 kadarını da imha ettik. Arabaların kesilip biçilmesinden kastım, kimi arabaların çatısını çıkarttık, kimisini de tam ortadan ikiye böldük. Böylece en karmaşık kamera açılarından bakıldığında en iyi görünüm verecek duruma getirdik.”

Filmin bütçesinin önemli bölümü, direksiyonları sağ tarafta olan ithal Japon arabalarda gerekli değişikliklerin yapılıp Amerikalı aktörlerin de kullanabileceği şekle dönüştürülmesine harcandı. Ayrıca Japonya’nın usta akortçuları tarafından modifiye edilen araçların çok sayıda benzeri çoğaltıldı. Çekimler sırasında doğabilecek ihtiyaçlar gözönüne alınarak özellikle ‘başrol arabaları’ için 3 ile 11 arasında çoğaltma işlemi yapıldı.

Tokyo'daki gerilla çekimleri
Tokyo gibi çok yoğun nüfuslu bir kentin kalabalığında film çekmenin belli bir kaos yaratması kaçınılmazdı. Üstelik Tokyo’nun yerel yetkilileriyle halkı da, kalabalık prodüksiyon ekiplerini ağırlamaya alışkın değildi. Bu durum karşısında bağımsız yönetmen özüne dönmeye karar veren Justin Lin, filmin baş karakteri Sean Boswell rolündeki Lucas Black’i Shibuya meydanına gönderdi. Yanına da Windon’un omuzuna yerleştirilmiş bir kamera vererek doğrudan çekimlere geçti. Aynı çekim yöntemi Tokyo Tower (Tokyo Kulesi), Rainbow Bridge (Gökkuşağı Köprüsü) gibi mekanlarla Harajuku yakınlarındaki ünlü gençlik modası merkezi Takeshita Dori’de de uygulandı.

Yönetmen Justin Lin bu uygulamayla ilgili izlenimlerini şu sözlerle dile getiriyor: “Sonuçta Tokyo kent merkezinde gerilla stilinde çekim yaptık ve ulaşabildiğimiz her görüntüyü bu sayede yakaladık. Geçmişte bağımsız film çektiğim günleri hatırlattığı için harikaydı. Kamerayı omuzladığımız gibi istediğimiz her yere gider ve kimseye belli etmeden çekimimizi yapardık. Bunları yaparken de çok eğlenirdik. Böyle büyük bir prodüksiyonda aynı yöntemi kullanmak eğlenceli oldu.”

Sonuç olarak, “The Fast and the Furious: Tokyo Drift”teki seksi ve yüksek oktanlı drift yarışı sahneleri, hem genel izleyici kitlesini; hem de arabalarının hızlı, kültürlerinin öfkeli olmasını isteyen araba tutkunlarını heyecanlandıracak. Detaylara gösterilen özenle, akıllara zarar aksiyon sahneleriyle, yepyeni karakterleriyle bu film, bir saniye bile düşmeyen temposuyla izleyiciye sanki arabanın gazına basma, vites değiştirme ve frene basma duygusu uyandıracak. Sinema tutkunları bu film sayesinde saatte 75 mil hızla virajı dönme duygusunu hissedecek. Kısacası serinin üçüncü filmini izleyenler, ikincisinden beri geçen üç yıl boyunca hissetmediği herşeyi yaşayacak.